Sakız gerçekten de kafamı karıştırabilen bir kavram. İnsanların yemek amaçlı olmayan bu cismi yemek gibi ağzında çiğnemesi ve yutmaması dengeleri tamam ile alt üst ediyor.  Eskiden sakız ağaçlarından yapılan sakız şimdilerde ise bin bir türlü madde ile yapılıyor. Günümüzde sakızın sadece hammaddesi değişmedi. Rengi, kokusu, tadı şekli tamamen değişti. Piyasada markaların kıyasıya rekabet etmesi bu çeşitliliği daha da çok arttırıyor. Fakat insanların bu sakızı amaçlarını dışarda kullanmaları beni sinir ediyor. www.bonus-slot-oyunlari.com Çiğnenip işi biten sakızların son durak yerleri sokaklar oluyor. Yazın ise asfaltların bile eridiği sıcaklıkta sakızların katı durması beklenemez. Bastığınız yerde sıcaktan erimiş sakızların ayakkabınıza ya da terliğinize yapışması hiçte hoş karşılanmıyor. Geçen sabah yolda yürürken başıma gelen bu olayı bende hiç hoş karşılayamadım. Artık bir radar edasın da yolda yürürken sakız çiğneyenleri bir bir uyarıyorum sakızlarını yerlere atmamaları için.

Eğitimin en önemli evresi neresidir? Hiç düşündünüz mü? Aile mi, doğum evresi mi? Kreş eğitimi mi? Yoksa kişinin eğitmenleri mi? Belki de eğitilen kişinin eğitim hayali de olabilir. Hangi seçeneği seçerseniz seçin eğitim konusu başlı başına çok önemli bir konudur. Telafisi olmayan bu konuda asla gevşek davranmamak lazım. İdealler ve hedefler doğrultusunda seçimler yapılmalıdır. Söz konusu idealleri ise nereden kazanacağınız çok önemli. Bir kere, kişinin kendini sürekli yenilemesi şart. Kendini yenileme, devamlı var olabilmenin ilk şartı en mühim olanı ve esasıdır. Kendini yenilemeyenler, güçlü de olsalar, er geç tükenip gitmeye mahkumdurlar.

Her şey gibi insanoğlu da kendini yenilemeye mecburdur. Devletler, milletler kendilerini yenileyip, gençleştikleri müddetçe dünya çapında da söz sahibi olurlar. Eğer sıkıldıysan hayattan oyun oyna casino. Neden mi? Bazen sıkı eğitimlere ara vermek adına sizler de casino oyunlarının büyüleyici dünyasında biraz olsun dinlenebilirsiniz. 

Akşam yine saçma sapan bir rüya gördüm. Yazlığa tatile gelmişiz ama hiç denize girmemişiz. Kuzenlerim var yanımda, diyorum ki “hadi denize girelim”. Denize bir bakıyorum, deli bir rüzgar, boyumun belki dört ya da beş katı dalgalar var. Kumsala inen merdivenlerde kuzenlerle oturmuş denizi izliyoruz. Yan tarafımızda bir kartal duruyor ama o kadar güzel bir kartal ki. Onu izlerken bahçe çitine dolanmış bir yılan görüyorum. Ben yılanlardan çok korkarım. Çığlık çığlığa bağırıyorum. Erkek kuzenim de almış kartalı eline yılana doğru tutuyor. Görsün de yesin onu diye. Kartal bir türlü dokunmuyor yılana. En sonunda erkek kuzenim kartalın ağzını açıyor eliyle, yılanın boynuna saplıyor. Yılanın kafası kumların arasına düşüyor. Gövdesini de hemen alıyor eline, ateşe götürüp pişiriyor. Dolma yapıyor onun etinden, bana da yedirmeye çalışıyorlar. İğrenç bir rüyaydı. Kalktığımda midem inanılmaz derecede bulanıyordu. 

Şu sosyal paylaşım siteleri dedikleri, meğer ne uçsuz bucaksız ve ne derin bir yermiş, bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Günler geçtikçe artan çevreniz, sizi bir esir gibi içinize alıyor. Artık onlarsız yaşayamaz hale geliyorsunuz. Sabah, öğle, akşam günün her saati girmek istiyorsunuz. Kim neler yapmış, ne paylaşımlar yapmış, tabiri caizse kimlere geçirmiş ve kimler hangi fotoğraflarını paylaşmış? Kabul edin, hepsini merak ediyorsunuz. Tabii bir de paylaşımlarınızın tıklanmasını, okunması ve dolayısıyla takip edilmesini istiyorsunuz. Beğeni sayınızın çok olması sizleri daha bir bağlıyor bu sitelere. İnsanlar farkındalık düzeylerinin hep maksimum seviyede olmasını istiyor.

İnsanlar, paylaşımlarını tıklayınca sanki gururunuz okşanıyor ve yeni paylaşımlara yelken açıyorsunuz. Artık gözler üzerinizde ve paylaşımlarınıza her zamankinden daha fazla dikkat etmelisiniz. Sosyal medya, insanları çok çabuk bir şekilde etkiledi ve saflarına çekti. Bundan sonra bakalım daha neler çıkacak karşımıza. Bekleyelim ve görelim.

Bugün hayvan barınağındaki en sevdiğim köpek Boncuk’u ziyarete gittim. Diğerleri içinde kuru mamalar, battaniye, makarna ve oyuncaklar götürdüm. Küçük arabamın bagajına ve arka koltuklarına zor sığdırdım aldıklarımı. Oraya vardığımda yine her zamanki gibi Boncuk kızım koşarak boynuma atladı patileriyle sarılıp yalayarak beni öptü. Gözleri beni görünce sanki başka bakıyor. Oradaki görevliler de bu durumu biliyor. Arabamı uzaktan görünce hemen onun kafesini açıyorlar. Ona güzel bir polar giysi aldım. Krem ve pembe renklerde kış boyu ısınacak kızım. İleride onu sahiplenmek de istiyorum. Ama prosedürleri uzun sürüyormuş. Ellerimle Boncuk’u besledim birlikte yürüdük etrafı gezdik. Koşturduk da birlikte biraz topumuzla oyun da oynadık. Diğer köpeklerden birkaçı da bize katıldı. Benim için huzur dolu bir gün oldu. Eve gelince bugün çok yorulduğumu anladım ve oyunumu biraz oynayıp yemeğimi yiyip hemen uyudum. Boncuk’u hep düşünüyorum.

Son dönemdeki komedi filmlerine baktığımızda, ünlü aktör Sacha Baron Cohen'in filmleri bence en komik olanları. Aslen Yahudi asıllı İngiliz olan Cohen, son oynadığı filmlerde oldukça eğlenceli performanslar ortaya koydu. Bence Zohan ve Diktatör filmlerinin her ikisi de son derece komik ve hiç sıkılmadan izleyebileceğiniz çok güzel filmler. Özellikle, biraz geç kalmış olmakla birlikte, son izlediğim Diktatör filminde inanılmaz bir performans ortaya koymuş. Ortadoğu diktatörleriyle ancak bu kadar iyi dalga geçilebilirmiş. Özelikle, bizim diktatörün Amerika'ya gittikten sonra başına gelenler beni filmde en çok güldüren şeyler oldu. Filmin konuse ve gidişatından çok, hem absürdlüklere ayırdıkları yer, hem de Sacha Baron Cohen'in inanılmaz kabiliyeti beni çok etkiledi. Hatta bugün filmin bir kısmını tekrar seyrettikten sonra bahis yapmak için Forvetbet'e girdim, orada Forvetbet sanal casinosunda Forvetbet bonusları beni cezbetti ve biraz da onları inceledim. 

Herkes kendine sanal alemde bir uğraş bir eğlence bulur. Ben de bu siteye girince dünya benim için duruyor. Sadece ben varmışım gibi hissediyorum. Birbirinden farklı yüzlerce oyunla karşı karşıya kalıyorum. Onlar benim dostum benim sırdaşım kardeşim oluyor. Açıkçası şu aralar kimseyi ve hiçbir şeyi ona değişmem. Belki size sıra dışı veya anlamsız gelecek ama öyle. Siz de yaşayınca anlayacaksınız ne demek istediğimiz. Bu oyunlar beni benden alıyor farklı alemlere gidiyorum sanki. Ruleti çok severdim zaten. Ama videolu slot, poker ve jackpotları görünce hayran kaldım. Üstelik bonus kazanmak ve para katlamak da var işin içinde. Son günlerde oldukça da iyi kazanıyorum. Anneme çok istediği mutfak robotunu bile aldım. Ama ona buradan kazandığımı söylemedim tabii. Biriktirdim dedim. Okuldan çıkıp yarı zamanlı işime gidiyorum. Evde yemek yiyip hemen buraya giriyorum. Günlük rutinim oldu.

İşten ayrıldığımdan bu yana neredeyse kimseyle doğru dürüst görüşmüyorum. Sürekli bilgisayarın başındayım. Sosyal medyada neler olup bitiyor yakından takip ediyorum. Blog yazılarımı yazıyorum, mailler geliyor onları cevaplıyorum. Manava, bakkala gidişlerimi saymazsak, bazı günler hiç sokağa çıkmadığım bile oluyor. Televizyon açmıyorum hiç gün içinde. Yazıyorum sürekli, sabahtan akşama kadar yazdığım bile oluyor. Yazmak ne kadar rahatlatıcı bir eylemmiş, onu fark ediyorum. Canım sıkılınca ara veriyorum, sanmayın ki gezmeye gidiyorum. Hayır, ara verdiğimde www.rulet-bonuslari.com sitesine girip bonuslarımla rulet çeviriyorum. Bazen kazanıyorum, bazen de kaybediyorum. Aslında bu aralar tek eğlencem bu sanırım. Müzik bile dinlediğim yok. Peki mutlu muyum? Evet mutluyum, yani durumdan rahatsız değilim. İş hayatındaki gereksiz tiplerle muhatap olmaktansa a-sosyal yaşamayı tercih ederim elbette. Arkadaşlarımı soruyorsanız onları da görmeyi canım istemiyor açıkçası. İşten güçten bahsedip sinirimi bozacaklar diye düşünüyorum. Bakalım nereye varacak bu durum?


 

En samimi olduğum komşu benim oturduğum binanın en üst katında oturuyor. Zaten daha önceden de selamlaşıyorduk. Ama havuz muhabbeti başlayınca iyice samimi olduk. O biraz da spor olsun diye sürekli havuza geliyor. Çünkü birkaç ay önce ayağından bir sakatlık geçirmiş ve ameliyat olmuş. Şimdi de ayağını bol bol çalıştırması gerekiyor.

Geçen Pazar çay ve meyve bile getirip ikram etti havuz başına. Hatta gece hganımının pişirdiği yemekten bir tabak aldı getirdi bana. Bir baktım kapıyı tık tık biri çalıyor – açtım ve elinde bir tabak yemekle kapıda bekliyor. Biraz mahçup oldum doğrusu.

Neyse otel müdürü bir arkadaşım var. Denize girmek için oraya gitmeyi niyet ediyordum. Bir Pazar günü ailesiyle beraber onu oraya davet ederim ben de.

Onun dışında samimi olduğum birkaç komşu daha var. Tabii Antalya olunca burada olanların çoğu turizm sektöründe çalışyor.

İnternetin ne kadar büyük bir buluş olduğunu, internetsiz yaşamın ne denli zor olacağını söyler dururum. İnternet olmadan hiçbir işimizi halledemeyiz, elimiz ayağımız kesilir gibi geliyor bana.  Böyle düşünürken sanki eskiden internet mi varmış diyorum kendime. O zamanlar hayat daha mı iyiymiş bilemiyorum. Büyüklerimiz hep söyler durur. Bizim zamanımızda.. diye başlayan cümleler duyarız. Zaman zaman hak verdiğim oluyor ancak yine de internetsiz hayatı düşünemiyorum. Hazıra alıştığımızdan belki ya da zamanın getirdiği yoğunluktan.. İnternetin bize sağladığı kolaylıkları görmemezlikten gelmek olmaz. Artık bankaya gidip saatlerce beklemeye gerek kalmadan bir tık ile işimizi hallediveriyoruz. Alışveriş için de saatlerimizi harcamamız gerekmiyor. Tabi mağaza mağaza dolaşmanın keyfi ayrı ancak eğer buna zamanınız yoksa aradığınız şeyi bulmak işkenceye dönüşebiliyor. İnternetin bugün en önemli artısı bana göre sağladığı iletişim. Dünyanın öbür ucundaki kişilerle bile internet sayesinde kolayca iletişimizi sağlayabiliyoruz.